29 Ekim 2022 Cumartesi

99. yılında Cumhuriyet’i kutlarken

 

Cumhuriyet

"Ne yazık ki bu yeni yüz yıla devrimci ilkeleri benimsemiş ve bunları kendi mantığı içinde aşmaya çalışan bir yönetimle gireceğimizi söyleyemeyiz! Aksine, “100’üncü yıl”a bu ülkede “çağdaşlaşma” adına yapılan her şeyi bir “istila” şeklinde görüp karalayan karşı-devrimci bir otokrasi altında giriyoruz." Tarihi olaylarla ilgili her kutlama günü toplumda aynı zamanda geçmişle bir çeşit “hesaplaşma” fırsatı doğurur. Ve bu “hesaplaşma”nın şeklini de toplumun o sıradaki nesnel koşulları belirler. 


Bu koşulları ise geçmişte yaşananları “dönem”lere ayırarak daha iyi anlayabiliriz. İnsanlar tarihte, “avcı-toplayıcı” yaşam biçiminden bugünlere kadar çeşitli aşamalardan geçtiler. Bu uzun yürüyüşte en büyük dönüşümü de bireylerin “emek gücü”nün “üretim araçları”ndan ayrılarak özerkleşmesi teşkil etti. Böylece “emek gücü” bir “meta” haline geliyor, ayrıca bu “meta”yı satın alacak bir de “sermayedar” sınıf ortaya çıkıyordu. Tarihte “toplumsal sınıflaşma” böyle başladı; “devlet aygıtı” bu koşullarda doğdu. 


Başlangıçta bu aygıtın iki temel işlevi vardı: bir yandan toplumda “varsıl”ların “yoksul”ları sömürme aracı oluyor, fakat öte yandan da bu sömürü düzenine “meşruluk” sağlıyordu. Latincede “devlet” anlamına gelen “respublica” sözcüğü aslında “res” (şey) ve “publica” (herkese ait) şeklinde iki terimden oluşmuştur. Oysa ortaya çıkan aygıt “herkese ait” olmaktan uzaktı. Ama yine de Hobbes’un “İnsan insanın kurdudur” (Homo homini lupus) diye betimlediği anarşi durumuna son veriyor ve belli bir düzen ve istikrar sağlıyordu.

Share:

0 Comments:

Yorum Gönder

Etiketler

blog Arşivi

Rastgele Gönderiler

Bizi RSS'de takip edin